|
|
|
|
| DUYURULAR |  |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Müftü Camii Medresesi – (Konak Merkez)
Müftü Medresesi, Irgad Pazarı’nda, Kantar Ağası Sokağı’nda yer alan ve yirminci yüzyıl başlarına kadar ayakta olduğu bilinen Müftü Camii’nin yanında yer almaktaydı. İlk olarak Karadağlızâ- de el-Hac Müftü Mustafa Efendi tarafından yaptırılan medresenin vakfiyesine ulaşamadığımızdan inşa tarihini tespit etmek mümkün olmadı. Mevcut kaynaklardaki bilgiler, bu cami ve talebeye mahsus on iki hücresi bulunan medresenin on yedinci yüzyıl eseri olduğuna işaret etmektedir.
Diğer taraftan el-Hac Hasan Ağa b. Muharrem’in İzmir’deki el-Hac Hüseyin, Niflizâde Yakup Bey camileri ile Kadı Resul Medresesi’ne vakıf gelirinden tahsisatlar ayırdığı Evail-i Ramazan 1065 (20 Kasım 1654) tarihli vakfiyesinin şuhudül-hal kısmının başında “Fahrü’l-ulemâi’l-kirâm Müfti Mustafa Efendi” adıyla bir zat kayıtlıdır. Söz konusu medreseninaynı zata ait olduğu kati değilse de vakfiye on yedinci yüzyıl orta larında İzmir’de Mustafa Efendi adıyla bir zatın müftü bulunduğuna işaret etmektedir.
Hurufat kayıtlarında Müftü Camii ve medresesi için yapılan en erken görevli atamaları 1698 yılına aittir. Söz konusu tarihten yaklaşık yirmi yıl önce İzmir’e gelmiş olan Evliya Çelebî, Müftü Camii’nin Hasan Hoca Mahallesi’nde kiremitli bir cami olduğunu ve cemaatinin tamamen mutassıb Kadızâdeliler’den oluştuğunu kaydetmiştir.
Kur’an ve Sünnet dışında dine sonradan girmiş unsurları, bidat kabul edip bunlara karşı mücadele görüntüsündeki Kadızâde hareketi on yedinci yüzyılın son çeyreğinde İzmir’de bu cami ve çevresinde varlığını belirgin şekilde devam ettirmiş olmalıdır. Cami çevresindeki fikri hareketlerden medrese ve talebelerinin uzak kalabildiğini söylemek mümkün değildir. Nitekim caminin on sekizinci yüzyıl başlarındaki vâizi Muslihüddin Efendi aynı zamanda buradaki medresenin müderrisidir.
Tevcih kayıtlarında görülebildiği kadarıyla bu durum sonraki yüzyıllarda da devam etmiş, medrese müderrisleri aynı zamanda yanı başlarındaki camide vâiz ve nasih olarak vazife almışlardır.
İnşa tarihini tespit edemediğimiz Müftü Camii ve müştemilatının on yedinci yüzyıldaki fizikî durumu ve şekli hakkında herhangi bir bilgiye rastlayamadık. Caminin on sekizinci yüzyılın ortalarına kadar yaşanan yangın ve diğer afetlerden ne şekilde etkilendiği de bilinmemektedir. Fakat mevcut belgelerden bu asrın ikinci yarısında çıkan bir yangında tamamen yanarak kullanılamaz hale geldiği takip edilebilmektedir. Dönemin vakıf mütevellisi olan İsmail Sârim Efendi, kendi malıyla cami ve medrese binasını tekrardan inşa etti. Fakat medrese Osmanlı’nın son dönemine kadar eski ismiyle yani Müftü veya Müftü Mustafa Efendi Medresesi olarak bilinmeye devam etti. Önceki yıllarda yanında bir sıbyan mektebi de bulunan medrese binası, caminin ön tarafında yer almaktaydı.
Müftü Medresesi’nin on sekizinci yüzyıldaki bânisi Hafız elHac İsmail Sârim Efendi b. Mehmed olup kendisine ait iki vakfiye kaydı mevcuttur. Cemaziyelahir 1188 (Temmuz 1774) tarihli ilk vakfiyedeki bilgiler medresenin inşa süreci hakkında detaylı bilgiler vermesi bakımından önemlidir. Medreseyi tekrardan inşa eden İsmail Sarim Efendi, vakfiyenin baş kısmında mütevellisi olduğu el-Hac Mustafa’nın yaptırdığı caminin 1186 (1772/1773) yılındaki yangında yandığını belirtmektedir. Yangında camiyle beraber yanındaki vakıf mülkleri olan yedi dükkân ve bir yağhane kullanılamayacak derecede zarar gördü. Vâkıfın binaya müsaadesi olmadığı için arsası üzerine vakıf malıyla herhangi bir yapı inşa edilemedi. Daha sonra mütevelli İsmail Efendi, kadılıktan izin alarak kendi malıyla cami, yağhane ve dükkânları eski şekilde inşa ettiği gibi cami müştemilatı içine bir medrese de yaptırdı.
İsmail Efendi’nin tescil ettirdiği medrese vakfiyesinde, akar olan dükkânlar ve yağhanenin gelirinden cami görevlilerine, yangından önceki gibi hatib ve müezzine altışar akçe, kayyıma dört akçe ödenek ayrıldı. Fazla gelirden medrese müderrisine, cami imamına ve vakıf mütevellisine de altışar akçe vazife belirlendi.
Hayatta oldukça tevliyeti uhdesinde tutan İsmail Efendi, evladından bilgili ve hak sahibi biri bulunması halinde medreseye müderris olmasını, aksi halde âlim ve müttaki bir zatın müderris tayin edilmesini kararlaştırdı. Vakıf şartlarının değiştirilmesine müsaade etmeyerek fazla gelirin hayatta oldukça eşine ait olmasını onun vefatından sonra ise vakıf görevlileri arasında, aldıkları vazifeler ölçüsünde taksim edilmesini şart koştu. Bu şartlara riayet mümkün olmadığı takdirde ise gelirin mutlaka fukara-i müslimine sarfolunmasını istedi.
Birinci vakfiyeden yaklaşık beş yıl sonra 12 Safer 1195 (7 Şubat 1781) tarihinde İsmail Efendi zeyl niteliğindeki bir vakfiye daha tescil ettirdi. Bu vakfiyede ise Kefeli Mahallesi’nde Saçmacı Hamamı yakınlarında bulunan bir bab Yahudihânesini ve Kasap Hızır Mahallesi’ndeki bir evini vakfetti. Yahudihâne icaresinden cami altında sonradan yaptırdığı sebile yaz aylarında her gün bir denk kar alınmasını, sebildâr ve abkeş için yevmî altışar kuruş ödenmesini şart koştu. Önceki vakfiyede imama meşrut olan ve cami yapımı sırasında harcadığı 500 kuruşa mukabil Yahudihânenin kalan gelirinin yarısını cami imamına bıraktı. Diğer yarısını ise cami ve medresenin tamirine ayırdı. Ayrıca tamire ihtiyaç duyulmayan senelerde, bu gelirden aylık üç kuruşun eşine, üç kuruşun da gelini Tahire Hanım’a verilmesini istedi.
İzmir medreseleri içinde müderrislik vazifesinin aynı anda iki müderrise “nısf hisse” üzerinden taksim edildiği nadir medreselerden biri Müftü Medresesi’dir. Nitekim 1773 yılındaki müderrisi Hafız Hüseyin b. Süleyman bila veled vefat edince “nısf müderrislik nısf muayyenesiyle” Hasan b. Süleyman ve Abdurrahmana’a evcih edildi. Zaman zaman vefat eden müderristen sonra diğer müderrisin görevleri uhdesinde birleştirdiği görülmekle birlikte atamalarda her yarı görev için ayrı berat tevcihi aynen devam etmiştir. Diğer taraftan aşağıda ismi yazılı müderrislerden Muslihuddin Efendi, Abdurrahman b. Halil Efendi, Ahmed b. Mahmud Efendi ve Abdullah Efendi’nin medrese müderrisliğinin yanı sıra camide sabah namazlarından sonra halka vaaz ettikleri de görülmektedir.
Atama kayıtlarından Müftü Medresesi’nde görev yaptığı tespit edilen bazı müderrisler ve görev zamanları şu şekildedir. Muslihuddin Efendi (?-1708), oğlu Hacı Mehmed Efendi (1708-1728), Yusufzâde Mehmed Emin b. Yusuf Efendi (1728-1766),428 Seyyid Yusuf Efendi b. Hasan (1766-1771),429 Hafız Hüseyin Efendi b. Süleyman (1771-1773).
Hüseyin Efendi’den sonra Müftü Medresesi’ndendeki müderrislik ciheti ikiye ayrıldı, yarısı Hasan b. Mustafa’ya (1773-1781),diğer yarısı Abdurrahman b. Halil’e (1773-1809)432 geçti. Hasan Efendi’nin vefatından sonra diğer yarı cihette Abdurrahman’a geçti. Medresenin Hafız İsmail Sarim (1776) tarafından yeniden inşa edildiği bu dönemde bir taraftan da kendisine müderrislik beratı verildi. Abdurrahman Efendi’den sonra müderrislik tekrar iki kişide devam etti. Yarı cihetlerden biri Hüseyin Efendi b. Abdullah’tan (1809-1821)433 Abdullah Efendi b. Halil’e (1815-1824)geçerken diğer yarısı Ahmed Efendi b. Mahmud (1809-1811),akabinde Denizlili Mehmed Efedi b. Mustafa (1811-1815)436 üzerinden tekrar Abdullah b. Halil’de birleşti. Abdullah Efendi’den sonra müderrislik için sırasıyla Abdullah b. Atabey (1824-1829),Tazkırlı Mehmed b. Veli (1829-1833) ve son olarak Ahmed Efendi b. Mehmed’e (1833-?)438 berat tevcih edildiği görülmektedir.
KAYNAK: OSMANLI DÖNEMİ İZMİR MEDRESE VE KÜTÜPHANELERİ ( Yasin TAŞ ) | |
|